DİYARBAKIR HABER- Türkiye’nin uzun yıllardır en önemli toplumsal meselelerinden biri olan çatışma, kan davaları ve toplumsal barış konusunda yeni bir döneme giriliyor. Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa, toplumun farklı kesimlerinde yeni sürece ilişkin beklentileri de beraberinde getirdi. Bölgede yıllardır kan davalarının sona erdirilmesi için ara buluculuk yapan, birçok husumetin barışla sonuçlanmasına katkı sunan Mahmut Erdoğmuş ile bu yeni süreci konuştuk.
Çerçeve yasayı nasıl değerlendiriyor? Çatışmaların sona ermesi bölgeyi ve Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Yıllardır çatışmalardan beslenen yapılar bu süreci neden istemiyor? Ve silahların sustuğu bir Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?
Tüm bu soruları Mahmut Erdoğmuş’a sorduk.
“Hiçbir kavga ve çatışma sonsuza kadar devam etmez”
Sayın Erdoğmuş, yıllardır bölgede kan davalarının sona erdirilmesi noktasında ara buluculuk görevini yürütüyorsunuz. Bu çerçevede Meclis’ten geçen çerçeve yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Çok harika ve çok olumlu buluyorum. Ben bunu hep söylüyorum; dünyanın hiçbir yerinde bir dava, çatışma veya çözümsüzlük sonsuza kadar devam etmemiştir, etmemelidir de. Bunu kendi çalışmalarımızda da görüyoruz. Yıllardır devam eden birçok kan davası, yapılan girişimler ve ara buluculuk çalışmaları sayesinde sona erdi. Dolayısıyla hiçbir dava, hiçbir kavga, hiçbir savaş ve hiçbir çatışma sonsuza kadar devam etmez. 40 yıl Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Bugün gelinen nokta gerçekten bizleri heyecanlandırıyor. Çok önemli ve hepimizin desteklemesi gereken bir süreç. Elbette karşı çıkanlar da olacaktır. Bütün çatışmalarda, kavgalarda ve davalarda karşı çıkanların kendilerine göre argümanları bulunuyor. Çünkü çatışmaların içerisinde zamanla farklı sektörler oluşuyor. Ekonomik sektör, iş ve çıkar ilişkileri, itibar ve siyasi alanlar gibi birçok sektör ortaya çıkabiliyor. Bu alanlardan yararlananlar doğal olarak çatışmanın sona ermesini istemeyebiliyor. Ancak toplumun büyük bir kısmı ve bu iradeyi ortaya koyan devlet yetkilileri ile siyasi aktörler süreci bugüne kadar getirdi. Bundan sonra da Allah’ın izniyle bunun geri dönüşü olmayacağına inanıyorum”

“Kanın, Şiddetin ve Gözyaşının Ortadan Kalkması Başlı Başına Kazanım”
Silahlar ve çatışmalar Türkiye’nin gündeminden çıkarsa bölgeyi ve ülkeyi nasıl bir gelecek bekliyor?
“Burada sadece ekonomik boyuta bakmamak gerekiyor. Bunun bir de insani boyutu var. Yıllar içerisinde yüz bine yakın insan hayatını kaybetti. Bu insanların ardından çok büyük duygusal kopuşlar yaşandı. İnsanlar acılar çekti, kendi topraklarından ve köylerinden ayrılmak zorunda kaldı. Şehir dışına, hatta yurt dışına giden insanlar oldu. Çok büyük trajediler meydana geldi. Şimdi en azından ailelerin yeniden bir araya geldiği, ülkenin normalleştiği bir döneme giriyoruz. Normalleşen bir ülkede kaynaklar da farklı alanlara aktarılabilir. Yıllardır güvenlik ve çatışma ekseninde harcanan kaynaklar bundan sonra ülkenin kalkınmasına, gençlerin işsizliğine ve toplumun refahına yönlendirilebilir. Ama bence bundan da önemlisi, kanın, şiddetin, ölümün ve gözyaşının ortadan kalkmasıdır. Bu, başlı başına hepimiz için büyük bir kazanımdır. Bu süreci başlatan ve bu noktaya getiren herkesi takdir etmek ve desteklemek gerekir. Örneğin Devlet Bahçeli, Milliyetçi bir partinin genel başkanı olarak önemli bir irade ortaya koydu ve “elimi taşın altına koydum” dedi. Kendi partisinin çıkarlarının önüne Türkiye’nin geleceğini koyan bir yaklaşım sergiledi. Bundan sonra önemli olan, insanların birbirlerini öldürmemesi ve ülkenin kaynaklarının vatandaşların hizmetine sunulmasıdır.”
“Çatışmadan Beslenenler İki Tarafta da Var”
Peki bundan sonra siyasette ve toplumda nasıl bir değişim yaşanacak?
“Çatışmanın olmadığı bir ortamda insanlar konuşacak, fikirler konuşacak, projeler konuşacak. Daha sonra hizmet konuşulacak. Kim daha çok hizmet ediyorsa, kim insanlara daha iyi projeler sunuyorsa bundan sonra onun öne çıkması gerekir. Şimdiye kadar bu kaostan beslenenler vardı. Bunlar hem siyaseten hem de ekonomik olarak bu işten fayda sağladılar. Dolayısıyla bazıları hâlâ bu sürecin çözülmesini istemiyor. Bence burada özellikle dikkat etmemiz gereken nokta şu: Kimler istemiyor? Ve bu 40-50 yıllık çatışma içerisinde istemeyenler ne kaybetti?
Bizim yerel anlamdaki deyimimizle, “tuzu kuru” olanlar var. Bu işten hiçbir bedel ödemeyen, hiçbir zarara uğramayan insanlar, başkasının çocuklarının kanı üzerinden kendi çıkarlarını elde ettiler. Ben bunu ahlaki bulmuyorum. Ahlaksızca bir durum.
Çerçeve yasasının çıkmasıyla Türkiye bir anda güllük gülistanlık olmayacak. Bunun farkındayız. Ama en önemli gelişme, silahların ortadan kalkmasıyla fikirlerin konuşmaya başlamasıdır. Silahın etkisi ortadan kalktığında toplumda farklı bir siyaset anlayışı oluşacaktır. Bu çatışmalardan beslenenler, kaybetmek istemeyenler iki tarafta da var. Türkiye’nin batısında da var, burada da var. Ancak halkımızın ve siyasi partilerin büyük bölümünün artık bu anlayışa prim vermediğini görüyoruz. Asıl kazanım, insanların artık birbirlerine silahla değil, fikirleriyle cevap verebildiği bir Türkiye’nin kurulması olacaktır.”




